BASIN AÇIKLAMASI

"TÜRK CEZA KANUNU ve HEKİMLER"

Basının da sık sık gündeminde yer aldığı üzere insanlarımızın sağlık hizmeti alımında, hekimlerin ise iyi sağlık hizmeti sunumunda karşılaştıkları ciddi sorunları bulunmaktadır.

Ülkemizde insanlarımızın yeterli ve nitelikli sağlık hizmeti almasını olumsuz etkileyen asıl neden, kötü sağlık hizmeti sunumunu cezalandıran kanunların olmaması ya da cezaların azlığı değildir. Aksine nitelikli sağlık hizmeti sunumu için vazgeçilmez olan, tıp fakültelerinde iyi tıp eğitimi, iyi uzmanlık eğitimi, mezuniyet sonrası hekimlerin tıptaki yenilik ve gelişmeleri yakından izlemelerini sağlayacak sürekli eğitim olanaklarının izin, teknik destek, zaman vb. sağlanması, tıbbi girişimler için gerekli sağlık kuruluşu alt yapısının oluşturulması, malzemelerin yeterli ve zamanında sağlanması, insani çalışma koşullarının oluşturulması, yeterli ücret ve iş güvencelerinin sağlanması gibi somut nedenlerdir.

Türk Tabipleri Birliği uzun yıllardır, giderek artan sayıda mesleğin kötü uygulamasından kaynaklanan şikayetleri soruşturup, hatalı meslek mensuplarına gerekli disiplin yaptırımlarını uygulamakta, hekimlik dernekleri ile birlikte, hekimlere kendilerini mesleki olarak geliştirmek üzere katıldıkları bilimsel etkinlikleri merkezi olarak kayıt altına almakta ve puanlandırarak, mesleki gelişimi teşvik etmektedir.

Ülkemizde nitelikli sağlık hizmeti verilmesi için gerekli koşullar yönünden her geçen gün olumluya değil olumsuza doğru bir gidiş bulunmaktadır. Bu ortamda, yürürlüğü 1 Haziran 2005 tarihine ertelenen 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun Hükümlerine baktığımızda; hekimler ve sağlık ortamı yönünden cezalar arttırılmıştır. Dikkat ve özen eksikliğinden ya da mesleki bilgi ve beceri yetersizliğinden kaynaklanan ölüm, yaralama yada bir zarara neden olma hallerinde hekimler kasten işlenmiş suçlara uygulanan yaptırımlar ile karşı karşıya bırakılmıştır.

· Türk Ceza Kanunda kasten öldürme/yaralama ya da bilinçli taksirle öldürme/yaralama suçlarını düzenleyen maddelerin gerekçelerinde verilen iki örnekten biri hekimlerin tıbbi girişimlerine ilişkindir.

· Ceza mahkumiyetinin yanı sıra belli hakları kullanmaktan yoksun bırakmaya ilişkin 53. madde hükümleri, sadece kasten işlenmiş suçlar için öngörülmüş iken, altıncı fıkrasında trafik suçları ile meslek ve sanatın uygulamasından kaynaklı taksirli suçlar da kasten işlenmiş suçlar gibi cezalandırılmaktadır. Burada da trafik suçları dışında verilen örnek yine hekimlik uygulamalarıdır. Hekimlere en küçük ihmallerinde dahi asıl ceza tamamlandıktan sonra uygulanmak üzere üç yıla kadar meslek ve sanatın uygulanmasından yoksun bırakma cezası getirilmiştir. Bu düzenleme hem yasanın amacına hem de ölçülülük ilkesine açıkça aykırı olup, adeta ilkel cezalandırma sistemindeki öç almaya dönüşmüştür.

· Kasıt ve ihmal dışında mesleki uygulamanın kaçınılamaz olumsuz sonuçları (komplikasyon) ve öngörülemeyen riskler için de hekimin hem de iki kat cezalandırılması söz konusu olmaktadır. Öte yandan yasanın bu maddesi, hekimlerin savunmacı bir tutum geliştirerek riskli tıbbi işlemlerden kaçınmasına ve dolayısıyla hastaların zarar görmesine yol açabilecektir.

· Türk Ceza Kanunun 84. maddesi ile intihara teşvik suçu yeniden düzenlenmiş, hekimlerin bilinci ve akıl sağlığı yerinde olan hastalara adeta rızaları olmasa dahi zorla müdahalede bulunmaları, aksi halde herhangi bir biçimde intihara teşvik etmekten cezalandırılacakları tehdidi getirilmiştir. Hekimler, getirilen bu düzenlemeyle bilimsel yazılarda dahi ötenaziyi tartışamayacak bir ortama sürüklenmektedir. Son derecede muğlak ifadeleri nedeniyle bu madde, olağan mesleki ve bilimsel uygulamaların bile cezalandırılması olasılığını gündeme getirmektedir.

· “Bilimsel Deney” başlıklı 90. maddeye yönelik öneri ve eleştirilerimizi komisyon aşamasından itibaren ilettik. Görüşlerimiz dikkate alınmadan, bilimsel araştırma ve deneyleri bütünüyle olumsuz etkileyecek bir düzenleme yapıldıktan sonra, 30 Mart 2005 günü sadece çocuklarda bilimsel deneyi düzenleyen hükümler yeniden düzenlenmiştir. Diğer hata ve eksiklikler ise devam etmektedir.

· ‘Çocuk düşürtme’ başlıklı 99. Maddesinin (2) fıkrasının son cümlesi ile ve ‘Çocuk düşürme’ başlıklı 100. maddesinde esasen aynı fiil cezalandırmaktadır. 10 haftadan büyük olan düşük zaten yasa dışıdır, yapanlara, yapılmasına yardımcı olanlara caydırıcı hükümler getirilmelidir ama yine burada kadının demografik bir hedef gibi görülerek doğurganlığı ile ilgili, karar hakkını kullanmasının, cezalandırılabilir olarak kabul edilmesi, kadının insan hakkının ihlalidir, bu çeşitli uluslar arası dökümanlarda da vurgulanmıştır. (ICPD,Pekin Eylem Planı gibi).

· Hekimler TCK’nun 280. maddesi ile suç önlemekten sorumlu kolluk kuvveti haline getirilmektedir. Bu madde de sağlık personeline görevini yaptığı sırada herhangi bir suçun işlendiğine dair bir belirti ile karşılaşması halinde durumu derhal ihbar etmesi aksi halde bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Eğer Hekim kamu görevlisi ise cezası 279. madde uyarınca iki yıla çıkmaktadır. Oysa aynı konuyu düzenleyen 765 Sayılı TCK’nun 530. maddesinde ise; sağlık personeline sadece ve sadece tedavi ettikleri kişi aleyhine işlenmiş bir suçun belirtisi ile karşılaşmaları halinde ve tedaviyi yaptıktan sonra bildirim yükümlülüğü getirilmiş olup, eğer bildirim sonucu tedavi gören kişi aleyhinde bir soruşturma yapılabilecek ise , sağlık personeli bu durumda ihbar etmekten muaf tutulmuştur. Yine 530. maddeye göre bildirmeme suçunun işlenmesi halinde de öngörülen ceza sadece hafif para cezasıdır. Oysa yeni TCK ile hekimlerin sır saklama yükümlülüğü ortadan kaldırılmış, kişilerin suç işlemesi halinde sağlık haklarının öncelikli olduğuna ilişkin en temel insan hakkı yok sayılmış, sağlık personelinin öncelikli görevi suçluların yakalanması olarak belirlenmiştir.

Burada örnekleri ile belirttiğimiz yaklaşım;

Türk Ceza Kanunun 1. maddesinin gerekçesinde yer alan bireyin sahip bulunduğu hukuki değerler, hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının ön plana çıkarıldığı, böylece kanunun özgürlükçü karakterinin vurgulandığı, bunun yanında, kamu düzeni güvenliğinin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesinin amaçlandığı açıklaması ve 3. maddesinin gerekçesinde yer alan suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması, suçun ağırlığı ile orantılığı olması gerektiği açıklamasıyla örtüşmemektedir.

Sıraladığımız örnekler ile en azından hekimler yönünden Kanunun pek çok maddesinde belirtilen amaç ve ilkelerden uzaklaşıldığı, genellikle cezaların arttırılması yolu ile bazen de kişilerin sahip olduğu hak ve özgürlüklerin ya daraltılması ya da ortadan kaldırılması yolu ile suçun önlenmesinin amaçlandığı görülmektedir. Oysa her alanda olduğu gibi sağlık alanında da suçun önlenmesinin yolunun cezaların arttırılması yoluyla değil, suça neden olan koşulların düzeltilmesiyle olacağını biliyoruz.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
ADLİ TIP UZMANLARI DERNEĞİ
TÜRKİYE BİYOETİK DERNEĞİ
TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ

 

                                                              

Adınızı ve branşınızı bildirerek,gelişmeleri kaçırmadan izleyin

Copyright 2006@ulusoyreklam.com                                                                                                                                                           www.ulusoyreklam.com