|
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer, yabancı doktorların Türkiye'de çalışmasına da olanak sağlayan;
Tıpta Uzmanlık Kurulu oluşturulmasını öngören 5581 sayılı “Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”u, bazı
maddelerinin bir kez daha görüşülmesi için TBMM'ye geri gönderdi.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamada, Sezer'in, 5581
sayılı ”Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun”u, 1, 2, 6, 7 ve 8. maddelerinin bir kez daha
görüşülmesi için, Anayasa'nın değişik 89. ve 104. maddeleri uyarınca
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına geri gönderdiği bildirildi.
Açıklamaya göre Sezer'in iade gerekçesinde, TBMM Genel Kurulunca kabul
edilen 5581 sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 1. maddesiyle getirilen ek 12.
maddede öngörülen, idare hukuku esaslarına göre oluşturulan bir idari
işlem niteliğindeki idari para cezasının yargısal denetiminin, 5326
sayılı Kabahatler Yasası'na gönderme yapılarak adli yargı yerine
bırakılmasının, Anayasa'nın 125 ve 155. maddeleriyle bağdaşmadığı
belirtildi.
ATANACAKLARIN SEÇİMİ
Yasa'nın 2. maddesinde, “Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 1.
maddesinin ikinci fıkrasının değiştirildiği ve bu fıkradan sonra gelmek
üzere maddeye bazı fıkralar eklendiği” kaydedilen iade gerekçesinde,
Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastaneleri klinik şef ve şef
yardımcılıklarına atanacakların seçimi konusunda, incelenen yasayla
yapılan düzenlemelerin, özü yönünden eski düzenlemelerden farklı
olmadığı; Sağlık Bakanlığının bu seçim ve atamalardaki etkisinin
getirilen kurallarla daha da arttırıldığının görüldüğü vurgulandı.
Gerekçede şöyle denildi:
“Ayrıca, yapılan düzenlemeyle, kalkınmada öncelikli illerde bulunan
eğitim ve araştırma hastanelerinde boş bulunan şef kadrolarına yapılacak
atama yönünden, takdir yetkisinin hizmet dışı öznel nedenlerle ve hizmet
gerekleri ile bağdaşmayan etkilere açık olarak kullanılmasına da olanak
yaratılmaktadır.
Daha önce 5382 sayılı Yasa'yı geri gönderme yazısında da belirtilen
eğitim ve araştırma hastanelerindeki klinik şefliği ve şef yardımcılığı
görevinin nitelik ve işlevinden kaynaklanan önemi nedeniyle, Yasa'da
nesnel hiçbir ölçüt getirilmeyerek, seçimin ve atamanın, bir siyasal
organın öznel takdir ve değerlendirmesine bırakılmasını, iş yeri
huzurunu, çalışma barışını bozucu niteliği nedeniyle hizmet kalitesini
ve verimini düşüreceğinden, hizmetin gerekleri ve kamu yararıyla
bağdaştırmak olanaksızdır.”
“ÖLÜMLE SONUÇLANABİLECEK ZARARLAR...”
Yasanın 7. maddesiyle, önemli görülen ve tıp fakültesi eğitiminden sonra
beş yıllık bir eğitimle kazanılan anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlık
dalıyla ilgili anestezi iş ve işlemlerinin, kimi koşullarla da olsa,
anestezi teknisyenlerince yapılmasına olanak sağlandığı anlatılan
gerekçede, şöyle devam edildi:
“Söz konusu uzmanlık alanıyla ilgili yeterli eğitim formasyonuna ve
donanımına sahip olmayan bir meslek grubuna, anestezi alanında görev ve
sorumluluk yüklenilmesi, hasta yönünden giderilmesi çok güç sağlık
sorunları yaratabilecek, hatta ölümle sonuçlanabilecek zararlar
oluşturabilecektir.
Maddede her ne kadar, anestezi teknisyenlerinin, anestezi iş ve
işlemlerini, anestezi uzmanının bulunmaması ve ameliyatı yapan ilgili
uzmanın gözetiminde ve direktiflerine göre yapması gibi koşullara yer
verilmiş olsa da bu durum sonuca etkili değildir. Çünkü, anesteziyoloji
ve reanimasyon uzmanlık dalı, ameliyatta bulunan diğer uzmanların
uzmanlık alanlarından çok farklı olduğundan, konulan koşul olası
riskleri ve olumsuzlukları ortadan kaldırmaya yetmeyecektir.
Ayrıca, bu düzenlemeyle, anestezi teknisyenlerinin kusur ve hatalarından
anestezi uzmanı olmayan doktorların sorumlu olmasının da yolu
açılmaktadır.”
Gerekçede, “Bu nedenle, incelenen Yasa'nın 7. maddesiyle getirilen ve
anestezi teknisyenlerine, anestezi uzmanı olmayan uzmanların gözetiminde
anestezi iş ve işlemlerini yapabilme olanağı sağlayan kural, Anayasa'nın
5, 17. ve 56. maddeleriyle bağdaşmamaktadır. Ayrıca, söz konusu kural,
sağlıklı yaşam hakkını zayıflatıcı nitelikte etkiler yaratacağından,
sağlık hizmetlerinin gerekleriyle ve kamu sağlığıyla da örtüşmemektedir”
görüşüne de yer verildi.
YABANCI DOKTOR
Yasa'nın, 6. maddesinde, “Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı
İcrasına dair Kanunun 1.i maddesindeki 've Türk bulunmak' ibaresinin
madde metninden çıkarıldığı” belirtilen gerekçede, 8. maddesinde de
“1219 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci cümlesindeki 'izinli Türk
hekimlerinin' ibaresinin 'mezun hekimlerin' olarak değiştirildiği”
kaydedildi.
Yasanın 6 ve 8. maddelerinde öngörüldüğü gibi, 1. maddeden “Türk
bulunmak” ibaresinin çıkarılmasının, 4. maddedeki “izinli Türk
hekimlerinin” ibaresinin ”mezun hekimlerin” ibaresiyle değiştirilmesi
ile yabancı uyruklu doktorlara, Türkiye'de doktorluk yapabilme olanağı
sağlandığı belirtilen iade gerekçesinde, böylece Cumhuriyet tarihinde
ilk kez, sağlık alanında uygulana gelen “Türk doktorları merkezli”
sağlık politikasından vazgeçilmekte olduğu ifade edildi. Gerekçede daha
sonra şu hususlar yer aldı:
“Konuya ilişkin tüm yazılı kurallar göz önünde bulundurularak
değerlendirildiğinde, yabancı doktorların kamu kurum ve kuruluşlarında
çalıştırılamayacağı, yalnızca özel sağlık kuruluşları ile özel
muayenehanelerde çalışabilecekleri; bir jüri tarafından yapılacak
değerlendirmelerden geçmeleri, kimi koşulları taşımaları, diploma
denkliklerinin kabul edilmesi gerektiği gibi, zorlayıcı koşullar
bulunduğu sonucuna varılsa da, tüm bunlar, yabancı uyruklu doktorlara
Türkiye'de doktorluk yapma olanağı sağlandığı gerçeğini
değiştirmemektedir.
Türk doktorları, toplumun sağlık sorunlarını ve sosyal sorunları
bilerek, hizmet isteklerine uygun biçimde yetiştirilmektedirler. Bir
doktorun, toplumsal gerçekleri ve koşulları bilmeden sağlık alanında
hizmet vermesi, nitelikli hizmet üretilmesi yönünden sakıncalıdır.
Yabancı doktorların dil sorunları da, bu olumsuzluğu artırıcı bir öge
olarak değerlendirilmektedir.”
Öte yandan, Türkiye'de doktor sayısının yetersizliğinden çok dengeli ve
adil olmayan bir dağılım ve sağlık alanında altyapı eksikliği sorunu
bulunduğu anlatılan iade gerekçesinde, şu değerlendirmeye yer verildi:
“Ayrıca, ülkemizin kimi yöresel koşulları, çalışma koşulları ve ekonomik
koşullar gözönünde bulundurulduğunda Türkiye'ye nitelikli yabancı doktor
gelmeyeceği de bir gerçektir.
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı doktorların henüz istihdam sorunu
çözülmemişken, yabancı uyruklu doktorların Türkiye'de çalışmasını
olanaklı kılmanın yerinde olmayacağı değerlendirilmektedir.
Avrupa Birliğine tam üyelik sürecinde, kişi ve hizmetlerin serbest
dolaşımı önündeki engellerin kaldırılması amacına uygun olarak,
Türkiye'de tababet icra edebilmek için Türk olmak şartının kaldırılması
gerektiği ileri sürülerek, değişikliğin Avrupa Birliği uyum sürecinde
gerçekleştirildiği belirtilmektedir.
Oysa, değişiklik, Avrupa Birliği ülkelerinde sağlık alanına ilişkin,
halk sağlığı, hasta güvenliği, meslek sahibi insanların haklarının
korunması gibi ayrıntılı ve kapsamlı düzenlemelere koşut bir yaklaşım
içermemekte, yalnızca ülkemizde doktor olarak çalışmak için aranan
yurttaşlık koşulunu kaldırmaktadır.
Avrupa Birliği'ne henüz üye olmadığımız için, doktorlarımızın serbest
dolaşım hakkına sahip bulunmadıkları gerçeği bir yana, düzenleme ile
yalnızca Avrupa Birliği ülkelerinin değil, tüm ülkelerin doktorlarına
ülkemizde çalışma olanağı sağlanmaktadır. Eğitim ve çalışma koşulları
kötü olan ülkelerden, düşük ücretle çalışmaya istekli doktorların
ülkemize gelmesi, sağlık kalitesini daha da düşürecektir.
Bu nedenlerle incelenen Yasa'nın 6 ve 8. maddeleriyle yapılan
düzenlemelerin, kamu sağlığının gerekleri yönünden uygun olmadığı
düşünülmektedir.”
AA
..............................
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER tarafından yayımlanması uygun
bulunmayan 5581 sayılı "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun", 1., 2., 6., 7. ve 8. maddelerinin
bir kez daha görüşülmesi için, Anayasa'nın değişik 89. ve 104. maddeleri
uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na geri gönderilmiştir.
Söz konusu Yasa'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na geri
gönderilmesinin gerekçeleri aşağıda sunulmaktadır:
T.C.
CUMHURBAŞKANLIĞI
SAYI : B.01.0.KKB.01-18/A-2-2007-138
02/03/ 2007
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
İLGİ: 16.02.2007 günlü, A.01.0.GNS.0.10.00.02-24024/57205 sayılı
yazınız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nca 15.02.2007 gününde kabul
edilen 5581 sayılı "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" incelenmiştir.
1- Yasa'nın 1. maddesiyle, 07.05.1987 günlü, 3359 sayılı Sağlık
Hizmetleri Temel Yasası'na eklenen ek 12. maddede,
"Bu Kanunda öngörülen zorunlu mali sorumluluk sigortasını; kendileri
yaptırmak zorunda oldukları halde yaptırmayan tabiplere ve
çalıştırdıkları tabipleri sigorta ettirmek zorunda olanlardan, bu
sigortayı yaptırmayanlara sigorta yaptırmadığı süre için ödemesi gereken
primin beş katı idari para cezası verilir. Bu para cezası, 30/3/2005
tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunundaki usul ve esaslara tabidir.
Kamu kurum ve kuruluşlarında, sigorta yaptırılmamasından dolayı verilen
idari para cezasından o kurum ve kuruluşun amiri şahsen sorumludur."
düzenlemesine yer verilmiştir.
Düzenlemede, kimi durumlar için öngörülen idari para cezalarının,
30.03.2005 günlü, 5326 sayılı Kabahatler Yasası'ndaki ilke ve yöntemlere
bağlı olduğu belirtilmiştir.
5326 sayılı Kabahatler Yasası'nın 3. maddesinin birinci fıkrasındaki,
"Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da
uygulanır." kuralı, Yasa'nın,
- 2. maddesinde, kabahat deyiminden, karşılığında idari yaptırım
uygulanmasının öngörüldüğü haksızlıkların anlaşıldığı,
- 16. maddesinde, kabahatlerin karşılığında uygulanacak idari
yaptırımların, idari para cezası ve idari önlemler olarak belirlendiği;
idari önlemlerin, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili yasalarda yer
verilen diğer önlemler olduğu,
- 27. maddesinin (1). fıkrasında, idari para cezaları ve mülkiyetin
kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı sulh ceza
mahkemesine başvurulabileceğinin öngörüldüğü,
- 3. maddesinin birinci fıkrasının, yukarıda açıklanan kurallarla
birlikte incelenmesinden, bu kuralın, idari yargının görev alanına giren
işlemleri de kapsadığı,
gerekçeleriyle, Anayasa Mahkemesi'nin 01.03.2006 günlü, E.2005/108,
K.2006/35 sayılı kararıyla, Anayasa'nın 125 ve 155. maddelerine aykırı
bulunarak iptal edilmiştir.
Ancak, doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte
görüldüğünden, iptal hükmünün, kararın yayımlanmasından başlayarak altı
ay sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırılmış, bu karar 22.07.2006 günlü,
26236 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
Kuralın iptaliyle doğan hukuksal boşluk 06.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa'nın 31. maddesiyle doldurulmuş; Kabahatler Yasası'nın 3. maddesi,
"Bu Kanunun,
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri,
diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanır."
biçiminde yeniden düzenlenmiştir.
Ne var ki, bu düzenlemede de maddenin eski içeriği korunmuştur.
Yasalarda tersine kural olmadığı durumlarda, idari yaptırım
kararlarından doğan uyuşmazlıklara ilişkin davalar, Kabahatler
Yasası'nın 27. maddesi uyarınca, yine sulh ceza mahkemelerinde
görülecektir.
İncelenen Yasa'nın 1. maddesiyle getirilen ek 12. maddede sözü edilen
idari para cezasına yapılacak itirazların, madde metninde tersine bir
kurala yer verilmediği için, Kabahatler Yasası'nın genel kurallarına
bağlı olacağı ve itirazın sulh ceza mahkemesinde görüleceği açıktır.
Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında, idarenin her türlü eylem
ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu; 140. maddesinin birinci
fıkrasında, yargıçlar ve savcıların adli ve idari yargı yargıç ve
savcıları olarak görev yapacakları; 142. maddesinde, mahkemelerin
kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin yasayla
düzenleneceği; 155. maddesinin birinci fıkrasında da, Danıştay'ın, idari
mahkemelerce verilen, yasanın başka bir idari yargı merciine bırakmadığı
karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu, yasada gösterilen belli
davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakacağı belirtilmiştir.
Bu kurallara göre, Anayasa'da idari ve adli yargı ayrılığı kabul
edilmiştir. Bu ayrım uyarınca idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu
hukuku alanına giren işlem ve eylemleri idari yargı, özel hukuk alanına
giren işlemleri de adli yargı denetimine bağlı olacaktır. İdari yargının
görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde, adli yargının
görevlendirilmesi konusunda yasakoyucunun takdir hakkının bulunduğunu
söylemek olanaklı değildir.
İdare hukuku ilkelerine göre oluşturulan bir idari işlemin, yalnızca
para cezası yaptırımı içermesine bakılarak denetiminin idari yargı
alanından çıkarılıp adli yargıya bırakılması, yukarıda açıklanan
anayasal kurallar karşısında olanaklı görülemez.
Bu nedenle, incelenen Yasa'nın 1. maddesiyle getirilen ek 12. maddede
öngörülen, idare hukuku esaslarına göre oluşturulan bir idari işlem
niteliğindeki idari para cezasının yargısal denetiminin, 5326 sayılı
Kabahatler Yasası'na gönderme yapılarak adli yargı yerine bırakılması,
Anayasa'nın 125 ve 155. maddeleriyle bağdaşmamaktadır.
2- İncelenen Yasa'nın 2. maddesinde,
"Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrası
aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve bu fıkradan sonra gelmek üzere
maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
ÔKlinik şefi, klinik şef yardımcısı, başasistan ve asistan kadrolarına,
açıktan atama izni alınmaksızın ilgili mevzuatı çerçevesinde atama
yapılır. Şef ve şef yardımcılığı sınavı, Sağlık Bakanlığınca yılda bir
yapılır. Bu sınava, tıpta uzmanlık unvanını kazanmış, orijinal bilimsel
araştırma ve yayınlar yapmış ve Üniversitelerarası Kurulca merkezi
sistemle hazırlanacak bir yabancı dil imtihanını başarmış bulunan
adaylar, gerekli belge ve yayınlar ile birlikte uzmanlık alanını
bildirerek başvururlar. Bakanlık, uzmanlık alanlarını dikkate alarak üç
veya beş kişilik jüri teşkil eder. Bu jüri yayınları inceleyip adayı
sözlü ve gerektiğinde ayrıca uygulamalı sınava tabi tutar ve başarılı
olanlara, ilgili uzmanlık alanında şef veya şef yardımcılığı sınavı
başarı belgesi verir.
Bir eğitim ve araştırma hastanesi biriminde açık bulunan şeflik veya şef
yardımcılığı kadrosu, Sağlık Bakanlığınca, isteklilerin başvurması için
ilan edilir. Şef veya şef yardımcılığı sınavı başarı belgesi bulunanlar
ile profesör veya doçent olan adaylar ilan edilen kadroya müracaat
ederler. Bakanlık tarafından, adayların bilimsel ve eğitim
yeterliliklerini incelemek üzere, en az biri atama yapılacak eğitim ve
araştırma hastanesi dışından olmak üzere üç profesör veya şef tespit
edilir. Bu profesör veya şefler, adaylar hakkında ayrı ayrı
mütalaalarını Bakanlığa bildirirler. Bu mütalaaların Bakan, Müsteşar,
Sağlık Eğitimi Genel Müdürü, Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü ve Personel
Genel Müdürünün birlikte değerlendirmesi sonucunda atama yapılır.
Kalkınmada öncelikli illerde bulunan eğitim ve araştırma hastanelerinde
ilan edilen şef kadrolarına en az fiilen beş yıl şef yardımcısı olarak
çalışmış olanların başvurularında sınav şartı aranmaz. Bu kişiler
atandığı kadroda beş yıl fiilen çalışmadan kalkınmada öncelikli iller
dışındaki illerin şef kadrolarına atanamazlar.
Yapılacak klinik şef ve şef yardımcılığı sınavı ile başasistanlık
sınavlarına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından hazırlanan ve bu
Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde yürürlüğe konulan
yönetmelikle belirlenir.
Servis ve laboratuvar şefleri veya şef yardımcıları ile tıp alanında
doçent veya profesör tabipler eğitim ve araştırma hastanelerine; uzman
tabipler veya tıp alanında doktora yapmış tabipler veyahut hukuk, kamu
yönetimi, iktisat, işletme ve sağlık yönetimi alanlarında lisans, yüksek
lisans veya doktora eğitimi almış tabipler diğer hastanelere baştabip
olarak atanabilirler.' "
düzenlemesine yer verilmiştir.
Düzenlemede,
- Klinik şefi, şef yardımcısı, başasistan ve asistan kadrolarına, izin
alınmaksızın açıktan atama yapılacağı,
- Klinik şef ve şef yardımcılıklarına atanacaklardan, doçent ve
profesörler dışındakilerin sınavla belirleneceği,
- Sağlık Bakanlığı'nca açılacak sınava katılacak adayların hangi
koşulları taşımaları gerektiği,
- Bakanlıkça oluşturulacak jürilerin, adayların yayınlarını inceleyip,
adayı sözlü ve gerektiğinde ayrıca uygulamalı sınava bağlı tutacağı,
- Sınavda başarılı olanlara, ilgili uzmanlık alanında şef ya da şef
yardımcılığı sınavı başarı belgesi verileceği,
- Bir eğitim ve araştırma hastanesi biriminde açık bulunan şeflik ya da
şef yardımcılığı kadrosunun Sağlık Bakanlığı'nca ilan edileceği,
- Başarı belgesi olanlar ile profesör ya da doçent unvanını taşıyan
adayların ilan edilen kadro için başvuruda bulunabilecekleri,
- Bakanlık'ca adayların bilimsel ve eğitim yeterliliklerini incelemek
için, en az biri atama yapılacak eğitim ve araştırma hastanesi dışından
olmak üzere üç profesör ya da şef saptanacağı,
- Bu profesör ve şeflerin adaylara ilişkin görüşlerini Bakanlığa
bildirecekleri,
- Bu görüşlerin Bakan, Müsteşar, Sağlık Eğitimi Genel Müdürü, Tedavi
Hizmetleri Genel Müdürü ve Personel Genel Müdürü'nce birlikte
değerlendirileceği ve bunun sonunda atama yapılacağı,
belirtilmiştir.
Daha önce, 02.07.2005 günlü, 5382 sayılı Yasa'nın 6. maddesiyle, 3359
sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Yasası'nın ek 1. maddesinin ikinci
fıkrasına eklenen kurallarda,
- Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinde klinik şefi ve
klinik şef yardımcılığı kadrolarına ilgili dalda uzman olan profesör ya
da doçentler arasından doğrudan, ilgili dal doktorları arasından ise
yapılacak sınav sonucuna göre Bakanlık'ca atama yapılacağı kuralının
getirildiği,
- Uzman doktorlar arasından yapılacak atamaların sınavda başarılı olma
koşuluna bağlandığı,
- Sınavlara ilişkin ilke ve yöntemlerin yönetmelikle belirleneceği,
öngörülmüştür.
5382 sayılı Yasa'nın sözkonusu 6. maddesi,
- Danıştay Beşinci Dairesi'nin 16.06.2004 ve 23.06.2004 günlü
kararlarıyla iptal edilen Tababet Uzmanlık Yönetmeliği'ndeki, Tababet
Uzmanlık Tüzüğü kapsamında uzman olan profesör ve doçentlere, Sağlık
Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerindeki klinik şefi ve şef
yardımcılığı kadrolarına, mevcut kadroların yüzde 25'ini geçmemek
koşuluyla sınavsız atanmalarına olanak sağlayan düzenlemenin bu kez yasa
kuralı olarak getirildiği; ancak, profesör ve doçentler arasından bu
kadrolara atanacakların seçiminin nasıl ve hangi ölçütlere göre
yapılacağına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği,
- Sağlık Bakanlığı'nın bu atamalarda mutlak bir takdir yetkisine sahip
kılındığı; ayrıca, tüm klinik şef ve yardımcılarının bu yöntemle
atanmasına olanak tanındığı,
- Sağlık hizmetlerinin kusursuz biçimde sunulmasında nitelikli uzman ve
doktor yetiştirmenin belirleyici rol oynadığı, eğitim ve uygulama
hastanelerinde bu görevin çoğunlukla klinik şefi ve şef yardımcılarına
düştüğü ve bu görevin en iyi biçimde yerine getirilebilmesinin göreve
atanacak kişilerin nitelikleriyle doğrudan ilgili olduğu,
- Eğitim ve araştırma hastanelerinde klinik şefliği ve şef
yardımcılıkları görevinin önemine karşın bu göreve atanacak profesör ve
doçentler arasından en uygun olanın belirlenmesine yönelik nesnel
ölçütlerin bulunmadığı ve bu durumun kamu yararı ile bağdaşmadığı,
- Bu tür atamaların, siyasal kimliği önde gelen ve çeşitli baskılar
altında bulunan Bakan'ın öznel değerlendirme ve mutlak takdirine
bırakıldığı, bu göreve atama yapılırken "göreve en uygun olanın"
seçilmesi yerine siyasal tercihlerin öne çıkabileceği, bu durumun işyeri
huzuru ve çalışma barışını bozacağı, hizmet kalitesini ve verimini
düşüreceği,
gerekçeleriyle, Anayasa'nın 89 ve 104. maddeleri uyarınca bir kez daha
görüşülmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne geri gönderilmiştir.
Anılan 6. madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nca yeniden
görüşülerek, aynen kabul edilmiş ve bu maddeyi içeren 5413 sayılı Yasa
17.12.2006 günlü, 26026 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
Açılan dava üzerine, Anayasa Mahkemesi'nin 12.12.2005 günlü, E.2005/145,
K.2005/23 sayılı kararıyla, 5413 sayılı Yasa'nın 6. maddesinin yürürlüğü
durdurulmuştur.
İncelenen Yasa'nın 2. maddesinin, Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı
üzerine düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Ne var ki, yapılan incelemede, Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma
hastaneleri klinik şef ve şef yardımcılıklarına atanacakların seçimi
konusunda, incelenen Yasa'yla yapılan düzenlemelerin, özü yönünden eski
düzenlemelerden farklı olmadığı; Sağlık Bakanlığı'nın bu seçim ve
atamalardaki etkisinin getirilen kurallarla daha da arttırıldığı
görülmektedir. Gerçekten, yapılan düzenlemede,
- Klinik şefliği ve şef yardımcılığı sınavını yapacak jüriyi oluşturacak
kişilerin seçimi tümüyle Sağlık Bakanlığı'na bırakılmaktadır.
- Jüri, sınav konusunda keyfi bir yetkiyle donatılmıştır. Adayları
isterse yalnızca sözlü sınava bağlı tutabileceği gibi, "gerekli
gördüğünde" ayrıca uygulamalı sınav da yapabilecektir. "Gerekli
görmenin" ölçütü belirtilmemiştir.
- Jüri'nin yalnızca sözlü sınav yapması ve bunun sonucunda kimi adaylara
şef ya da şef yardımcılığı başarı belgesi vermemesi durumunda, bu
değerlendirmenin yargısal denetiminin yapılamayacağı açıktır.
- Eğitim ve araştırma hastanelerinde boş bulunan ve ilan edilen klinik
şefliği ya da şef yardımcılığı kadrolarına yapılan başvuruları
değerlendirmek üzere oluşturulacak üç kişilik kurulda yer alacak
profesör ya da şefleri saptama yetkisi, yapılacak görevin eğitim boyutu
gözardı edilerek, Sağlık Bakanlığı'nın öznel takdirine bırakılmıştır.
- Seçilecek profesör ve şeflerin verecekleri görüşlere hukuken hiçbir
bağlayıcı değer atfedilmemiştir. Sağlık Bakanı ve ona hiyerarşik olarak
bağlı Bakanlık bürokratlarınca bu görüşlerle yetinilecek, ancak, bu
görüşlerle bağlı olunmaksızın adaylardan biri şefliğe ya da şef
yardımcılığına atanabilecektir.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, getirilen kuralların, önceki
düzenlemelerden "esasa" ilişkin önemli bir farkı bulunmamakta; biçimsel
kimi öğeler öngörülerek Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararı
etkisiz kılınmaktadır.
Ayrıca, yapılan düzenlemeyle, kalkınmada öncelikli illerde bulunan
eğitim ve araştırma hastanelerinde boş bulunan şef kadrolarına yapılacak
atama yönünden, takdir yetkisinin hizmet dışı öznel nedenlerle ve hizmet
gerekleri ile bağdaşmayan etkilere açık olarak kullanılmasına da olanak
yaratılmaktadır.
Daha önce 5382 sayılı Yasa'yı geri gönderme yazısında da belirtilen ve
yukarıda yer verilen gerekçelerle, eğitim ve araştırma hastanelerindeki
klinik şefliği ve şef yardımcılığı görevinin nitelik ve işlevinden
kaynaklanan önemi nedeniyle, Yasa'da nesnel hiçbir ölçüt getirilmeyerek,
seçimin ve atamanın, bir siyasal organın öznel takdir ve
değerlendirmesine bırakılmasını, işyeri huzurunu, çalışma barışını
bozucu niteliği nedeniyle hizmet kalitesini ve verimini düşüreceğinden,
hizmetin gerekleri ve kamu yararıyla bağdaştırmak olanaksızdır.
3- İncelenen Yasa'nın 7. maddesiyle, 11.04.1928 günlü, 1219 sayılı
"Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun"un 3.
maddesine eklenen fıkrada,
"Anestezi teknisyenleri; anestezi uzmanı veya bunun bulunmadığı hallerde
ameliyatı yapan ilgili uzmanın gözetiminde ve direktiflerine uygun
olarak anestezi iş ve işlemlerini yaparlar."
düzenlemesine yer verilmiştir.
Düzenleme ile, anestezi teknisyenlerinin ameliyatlarda anestezi iş ve
işlemi yapmalarına olanak sağlanmaktadır.
Anestezi teknisyenleri, sağlık meslek liseleri ile iki yıl süreli
önlisans diploması veren yüksekokulların ilgili bölümlerini bitiren
sağlık görevlileridir.
Yataklı Tedavi Kurumları Yönetmeliği kuralları incelendiğinde, anestezi
teknisyenlerinin görevinin, anestezi iş ve işlemlerinde kullanılan araç
ve gereçleri eksiksiz ve kullanılabilir durumda ameliyata hazırlamak ve
eksiklikleri anestezi uzmanı doktora bildirmek olduğu görülmektedir.
Yönetmelik'le anestezi teknisyenlerine verilen görevler arasında hiçbir
biçimde, ameliyat olacak hasta yönünden anestezi işlemlerini başlatıp
sonuçlandırmak ya da ortaya çıkabilecek olumsuz durumlara müdahale etmek
gibi bir görev ve sorumluluk bulunmamaktadır. Çünkü, anestezi
teknisyenlerinin eğitiminin bu konular için yeterli olmadığı açıktır.
Oysa, "Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanlığı", tıp uygulaması içinde
yer alan bir bilimsel disiplindir. Bu uzmanlık, her yaş, cins ve riskte
hastaya uygulanacak tüm "cerrahi" ve "invaziv" tıbbi girişimlerin ağrı
ve stresten korunarak gerçekleştirilebilmesi için gerekli hazırlığın
yapılıp anestezi uygulandığı, akut ve kronik ağrı tedavisinin yapıldığı,
her tür kritik hasta ve politravmalı hastanın acil tedavisinin,
naklinin, resüsitasyonunun ve ileri tedavisinin yapıldığı, hemodinamik
ve solunumsal destek ve tedavi gereken hastaların yoğun bakım
koşullarında izlenip tedavi edildiği ve gereken her koşul ve ortamda
yenidoğan, pediyatrik, erişkin, temel ve ileri yaşam desteğinin
uygulandığı bir uzmanlık dalı olarak belirlenmiştir.
Bu uzmanlık dalının görevli ve sorumlu olduğu uygulama alanı ise,
anestezi, yoğun bakım, acil tıp ve ağrı olmak üzere dört ana başlıktan
oluşmaktadır. Tıpta Uzmanlık Sınavı sonrası başlanılan anesteziyoloji ve
reanimasyon uzmanlık eğitiminin süresi beş yıldır.
İncelenen Yasa'nın 7. maddesiyle, bu kadar önemli görülen ve tıp
fakültesi eğitiminden sonra beş yıllık bir eğitimle kazanılan
anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlık dalıyla ilgili anestezi iş ve
işlemlerinin, kimi koşullarla da olsa, anestezi teknisyenlerince
yapılmasına olanak sağlanmaktadır.
Söz konusu uzmanlık alanıyla ilgili yeterli eğitim formasyonuna ve
donanımına sahip olmayan bir meslek grubuna, anestezi alanında görev ve
sorumluluk yüklenilmesi, hasta yönünden giderilmesi çok güç sağlık
sorunları yaratabilecek, hatta ölümle sonuçlanabilecek zararlar
oluşturabilecektir.
Maddede her ne kadar, anestezi teknisyenlerinin, anestezi iş ve
işlemlerini, anestezi uzmanının bulunmaması ve ameliyatı yapan ilgili
uzmanın gözetiminde ve direktiflerine göre yapması gibi koşullara yer
verilmiş olsa da, bu durum sonuca etkili değildir. Çünkü, anesteziyoloji
ve reanimasyon uzmanlık dalı, ameliyatta bulunan diğer uzmanların
uzmanlık alanlarından çok farklı olduğundan, konulan koşul olası
riskleri ve olumsuzlukları ortadan kaldırmaya yetmeyecektir.
Ayrıca, bu düzenlemeyle, anestezi teknisyenlerinin kusur ve hatalarından
anestezi uzmanı olmayan doktorların sorumlu olmasının da yolu
açılmaktadır.
Anayasa'nın 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını
koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiş; 56. maddesinde,
Devlet, herkesin yaşamını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini
sağlamakla ödevli kılınarak bunun yöntemi gösterilmiş; 5. maddesinde de,
insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları
hazırlamaya çalışmak Devlet'in temel amaç ve görevleri arasında
sayılmıştır.
Yaşam hakkı en temel insan hakkıdır. Anayasa'nın 17. madde gerekçesinde
de belirtildiği gibi, yaşam hakkı ile insanın maddi ve manevi varlığını
koruma ve geliştirme hakkı bir bütün oluşturmakta, birbirini
tamamlamaktadır. Yaşama hakkını korumak için Devlet gerekli önlemleri
almak zorundadır.
Bu kurallara göre, hukuk devletinin amaç edindiği yaşama hakkını
zedeleyecek ya da ortadan kaldıracak nitelikte yasal düzenleme
yapılamaz.
Bu nedenle, incelenen Yasa'nın 7. maddesiyle getirilen ve anestezi
teknisyenlerine, anestezi uzmanı olmayan uzmanların gözetiminde anestezi
iş ve işlemlerini yapabilme olanağı sağlayan kural, Anayasa'nın 5., 17.
ve 56. maddeleriyle bağdaşmamaktadır.
Ayrıca, söz konusu kural, sağlıklı yaşam hakkını zayıflatıcı nitelikte
etkiler yaratacağından, sağlık hizmetlerinin gerekleriyle ve kamu
sağlığıyla da örtüşmemektedir.
4- İncelenen Yasa'nın,
- 6. maddesinde,
"11.4.1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı
İcrasına dair Kanunun 1 inci maddesindeki Ôve Türk bulunmak' ibaresi
madde metninden çıkarılmıştır.",
- 8. maddesinde de,
"1219 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci cümlesindeki Ôizinli Türk
hekimlerinin' ibaresi Ômezun hekimlerin' olarak değiştirilmiştir.",
düzenlemelerine yer verilmiştir.
1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair
Yasa'nın,
- 1. maddesinde,
"Türkiye Cumhuriyeti dahilinde tababet icra ve her hangi surette olursa
olsun hasta tedavi edebilmek için Türkiye Darülfünunu Tıp Fakültesinden
diploma sahibi olmak ve Türk bulunmak şarttır.",
- 4. maddesinin birinci tümcesinde de,
"Yabancı memleketlerin tıp fakültelerinden izinli Türk hekimlerinin
Türkiye'de hekimlik edebilmesi için ÉÉÉ"
kuralları bulunmaktadır.
Görüldüğü gibi, bu kurallara göre, Türkiye'de doktorluk mesleğini
yapabilmek için Türk yurttaşı olmak gerekmektedir.
İncelenen Yasa'nın 6 ve 8. maddelerinde öngörüldüğü gibi, 1. maddeden
"Türk bulunmak" ibaresinin çıkarılması, 4. maddedeki "izinli Türk
hekimlerinin" ibaresinin "mezun hekimlerin" ibaresiyle değiştirilmesi
ile, yabancı uyruklu doktorlara, Türkiye'de doktorluk yapabilme olanağı
sağlanmaktadır.
Böylece, Cumhuriyet tarihinde ilk kez, sağlık alanında uygulanagelen
Türk doktorları merkezli sağlık politikasından vazgeçilmektedir.
Konuya ilişkin tüm yazılı kurallar göz önünde bulundurularak
değerlendirildiğinde, yabancı doktorların kamu kurum ve kuruluşlarında
çalıştırılamayacağı, yalnızca özel sağlık kuruluşları ile özel
muayenehanelerde çalışabilecekleri; bir jüri tarafından yapılacak
değerlendirmelerden geçmeleri, kimi koşulları taşımaları, diploma
denkliklerinin kabul edilmesi gerektiği gibi, zorlayıcı koşullar
bulunduğu sonucuna varılsa da, tüm bunlar, yabancı uyruklu doktorlara
Türkiye'de doktorluk yapma olanağı sağlandığı gerçeğini
değiştirmemektedir.
Türk doktorları, toplumun sağlık sorunlarını ve sosyal sorunları
bilerek, hizmet isterlerine uygun biçimde yetiştirilmektedirler. Bir
doktorun, toplumsal gerçekleri ve koşulları bilmeden sağlık alanında
hizmet vermesi, nitelikli hizmet üretilmesi yönünden sakıncalıdır.
Yabancı doktorların dil sorunları da, bu olumsuzluğu artırıcı bir öğe
olarak değerlendirilmektedir.
Öte yandan, ülkemizde, doktor sayısının yetersizliğinden çok dengeli ve
adil olmayan bir dağılım ve sağlık alanında altyapı eksikliği sorunu
bulunmaktadır.
Ayrıca, ülkemizin kimi yöresel koşulları, çalışma koşulları ve ekonomik
koşullar gözönünde bulundurulduğunda Türkiye'ye nitelikli yabancı doktor
gelmeyeceği de bir gerçektir.
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı doktorların henüz istihdam sorunu
çözülmemişken, yabancı uyruklu doktorların Türkiye'de çalışmasını
olanaklı kılmanın yerinde olmayacağı değerlendirilmektedir.
İncelenen Yasa'nın gerekçesinde, "Avrupa Birliğine tam üyelik sürecinde,
kişi ve hizmetlerin serbest dolaşımı önündeki engellerin kaldırılması
amacına uygun olarak, Türkiye'de tababet icra edebilmek için Türk olmak
şartının kaldırılması gerektiği" ileri sürülerek, değişikliğin Avrupa
Birliği uyum sürecinde gerçekleştirildiği belirtilmektedir.
Oysa, değişiklik, Avrupa Birliği ülkelerinde sağlık alanına ilişkin,
halk sağlığı, hasta güvenliği, meslek sahibi insanların haklarının
korunması gibi ayrıntılı ve kapsamlı düzenlemelere koşut bir yaklaşım
içermemekte, yalnızca ülkemizde doktor olarak çalışmak için aranan
yurttaşlık koşulunu kaldırmaktadır.
Avrupa Birliği'ne henüz üye olmadığımız için, doktorlarımızın serbest
dolaşım hakkına sahip bulunmadıkları gerçeği bir yana, düzenleme ile
yalnızca Avrupa Birliği ülkelerinin değil, tüm ülkelerin doktorlarına
ülkemizde çalışma olanağı sağlanmaktadır. Eğitim ve çalışma koşulları
kötü olan ülkelerden, düşük ücretle çalışmaya istekli doktorların
ülkemize gelmesi, sağlık kalitesini daha da düşürecektir.
Bu nedenlerle incelenen Yasa'nın 6 ve 8. maddeleriyle yapılan
düzenlemelerin, kamu sağlığının gerekleri yönünden uygun olmadığı
düşünülmektedir.
Yayımlanması yukarıda açıklanan gerekçelerle uygun görülmeyen 5581
sayılı "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun", 1., 2., 6., 7. ve 8. maddelerinin Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nce bir kez daha görüşülmesi için, Anayasa'nın değişik 89
ve 104. maddeleri uyarınca ilişikte geri gönderilmiştir.
Ahmet Necdet SEZER
CUMHURBAŞKANI
|